İBRAHİM ALTINSAY: “Justin Fashanu’yu nasıl bilirdiniz?”
Bizim gazetenin yönetimi sporu kış aylarında yapılan bir şey sanıyor olmalı ki spor sayfalarını azalttı. ‘Yazın halı sahada oynayın’ diyorlar. Böyle olunca benim yazılar birkaç haftadır, maç sonunda taca atılan toplar gibi başka günlere iteklendi, güncellikle garip bir ilişki içine girdi, tarih yazılarına benzedi. O zaman ben de zaten epey gecikmiş bir konuya değineyim . Eşcinselliğini açıklamak zorunda bırakılan ve hakemlik yapma hakkı cinsel kimliği nedeniyle engellenen Halil İbrahim Dinçdağ hakkında yazayım.
İfade etmeme özgürlüğü
Aslında bu konuda yazmak istemedim pek. Çünkü Dinçdağ cinsel kimliğini gönüllü olarak açıklamamıştı, medyanın sansasyonel haber baskısı sonunda açıklamak zorunda bırakılmıştı.
Ardından herkes bu çekici (!) konuda görüş bildirdi. Fatih Altaylı, “Guardiola’nın gay olduğunumu bilmiyor spor yazarları” diye spor yazarlarının bu önemli konudaki cehaletini ortaya serdi.
Spor yazarlarının, kim gay, kim değil, bilmek zorunda olduklarını ben de bilmiyordum… Spor yorumcularının çoğunun asıl futbol kurallarından haberi yok. Hala topun çevresi kadar hareket edince oyuna girdiğini sananlar var. ‘Golden sonra formayı kafasına geçiren futbolcu neden sarı kart gördü’ diye tartışan eski hakemler var. ‘UEFA Kriterleri’ni bilmeden okumadan, bu konuda ahkâm kesenler pek bol… Kim gay, kim değil, bilseniz ne olacak? Politika yazıyorsanız, her politikacının cinsel kimliğini bilmek zorunda mısınız? Yeri geldiğinde açıklayıp adamı ya da kadını zor durumda mı bırakacaksınız?
Kaldı ki, bildiğim kadarıyla Guardiola cinsel kimliği konusunda açıklama yapmaktan ısrarla kaçınan biri… Bunu özel hayatın gizliliğinin bir parçası sayıyor olmalı. Altaylı, bu lafı İspanya’da etse, özel hayatın gizliliğini ihlalden tazminata mahkûm olur… Ancak Türkiye’de bunlar büyük iştahla konuşulur, merak edilir. Ta ki, sizin ya da çevrenizden birinin özel hayatının gizliliği ihlal edilene kadar…
İfade etme özgürlüğü gibi, ifade etmeme özgürlüğü diye bir şey var kısacası… Demokrasinin temel kıstaslarından biri bu. İfade etme özgürlüğüne erişimin sürekli engellendiği, düşüncelerini ifade edenlerin 301’lerle falan süründürüldüğü bir ülkede, ifade etmeme özgürlüğü diye bir şeyden söz edilemiyor ne yazık ki… Kah-valtıda yediği peyniri bile ifşa ederek fark edilme peşinde koşan teşhirci medya muktedirlerinin de pek anlayacağı bir özgürlük değil bu.
İfade etmeme özgürlüğü, aslında saydam olması gereken devlet aygıtı için geçerlidir bizim memlekette, devlet kulu sayılan bireyler için değil. Bizde bu özgürlük tam tersine işler; bireysel alandan esirgenir, kamusal alana sınırsız tanınır. Baksanıza, ‘transfer nasıl yapılır dersi veren’ Fenerbahçe yönetimi Aragones’in sözleşmesini feshedemediği için Daum’u gizli gizli antrenmana çıkartarak ‘bir ilke daha imza atıyor’!
Haber tanrısı kurban arıyor
Hakem Dinçdağ olayında ifade etmeme hakkı ve özgürlüğü fütursuzca çiğnendi. Önce haber bir şekilde dışarı sızdırıldı, sonra hakemim adının baş harfleri yayımlandı. Millet aptal değildi ya, ‘eşcinsel hakem’in kim olduğu hemen anlaşıldı. Dinçdağ için tek yol kalmıştı: Hayatının altüst olması pahasına ortaya çıkıp mücadele etmek. Hayatını, en temel haklardan olan yaşama ve çalışma hakkı uğruna mücadeleye adamak.
‘Maçta yakışıklı futbolcu olursa aleyhine nasıl karar verecek’ diye müthiş espriler istihsal edenler için fazla söze gerek yok. Bunlar faal hakemliklerinde iyi ki kadın maçı yönetmemiş. Her hoş kadın sporcuya, ya da her kadına tecavüz edilecek bir cinsel nesne olarak bakıyorlar demek ki… Bunların cinsiyetçi söylemlerinin altında derin bir karşı cins ve iktidarsızlık korkusu yattığını görmek için Freudyen testler yapmaya gerek yok.
Öte yandan merkezi medya Dinçdağ’a başka bir açıdan yaklaştı. Haber ‘Gay Hakem’ adıyla kategorileştirilip manşetlere taşındı. Yıllardır hakemler, eşcinsel anlamındaki dört harflik kelimeyle protesto ediliyordu ya, sonunda bu gerçek olmuştu. O kelime, nazikçe ‘gay’ ile ikame edildi ve haber iyice köpürtüldü. Daha çoook ekmek vardı burada.
Yıllardır cinsiyetçi çizgi izleyen, özellikle travestilere karşı acımasız davranan, vicdani retçileri yok sayan merkezi medya Dinçdağ’a sahip çıkıverdi. Ne zamana kadar? Dinçdağ, amatör kümede bir maç yönetene kadar. Kalemler, laptoplar, kameralar hazırlanıyor. Flaş, flaş, flaş… “Bu da oldu; Gay hakem maç yönetti”. Sonra gelsin başka bir sansasyon.
Dinçdağ’ın suçu ne?
Aslında konu çok basit. Halil İbrahim Dinçdağ, cinsel kimliğini açıklamadan olağan hayatını yaşamak ve çok zevk aldığı hakemliğe devam etmek istiyordu sadece. Bu yüzden onu tekil bir olay olarak gündemin ortasında tutmanın bir anlamı yok. Sorun ona cinsel kimliğini açıklamak zorunda bırakanlarda. Onun yaşama ve çalışma hakkını çiğneyenlerde. Bu özgürlükleri ona tanımayanlarda.
Bunlarla uğraşan yok
Eşcinsellerin askerlikten muaf tutulması kuralından yararlanıp askere gitmediği için geliyor bütün bunlar Dinçdağ’ın başına. ‘Askerliğe engel bir durumu olan hakemlik de yapamaz’ deniyor. Konu buradan sızıyor basına.
Benim aklım pek almıyor ama diyelim eşcinsel bir yurttaş ille de askerlik yapmak istiyor olsun… Askerlik yapmamakta direnen, bu yüzden de hapishane hapishane süründürülen vicdani retçilerin askere gitmeme özgürlüğünü savunuyorsak, başka yurttaşların askere gitme hakkını da savunmalıyız. Ne ki eşcinsel yurttaşlar askere alınmıyor. Neden mi? ‘Öteki askerlerin huzuru bozulur ve istenmeyen olaylar olur’ diye. Bir ordu düşünün ki uçkuruna sahip olamayacağından korkuluyor.
Bakın, eşcinselleri ayıran cinsiyetçi anlayış nerelere kadar gitmiş. Kadın ve eşcinsel düşmanlığı ile kol kola giden militar bir anlayış buralarda üretilmiyorsa nerede üretiliyor… Sonra da adam gelip tribünde kadın ve eşcinsel düşmanı küfürler edince stadları kapatıp, maçları seyircisiz oynatıyoruz.
Dinçdağ çok sevdiği hakemliği icra etmek istiyor sadece. Belki de hayatı boyunca baskı gördüğü için çok daha hoşgörülü, hot zot yapmayan, futbol oyununu güzelleştiren bir yönetim gösterecek. Bunu kim engelliyor? Federasyon engelliyor. Yok evrakları gecikmiş, sınava girmemiş, gözlemciler yeterli görmemiş, falan filan.
Durumu kurtarmak için belki Dinçdağ’a bir iki amatör küme maçı verilecek. Medya oraya üşüşecek. İş çığırından çıkacak, Dinçdağ bir haber nesnesi gibi sonuna kadar sömürülecek ve eskiyince bir kenara atılacak. Belki sonunda kendisi bu tantanadan bıkıp hakemliği bırakacak.
Bizde biliyorsunuz kurallar zavallı kullar için işliyor. Kurumlar ve muktedirler bir şekilde kuralları kendilerini korumak için eğip büküyorlar.
Oysa ırkçılık Federasyon’un temel statüsünde en büyük sportif suçlardan biri sayılıyor. Irkçılıktan sadece siyahlara karşı ayrımcılığı değil, etnik köken, milliyet, inanç, düşünce ve cinsel kimlik yüzünden yapılan her türden ayrımcılığı anlıyorsak Federasyon kendi ana statüsünü çiğniyor. Bunu yapan bir federasyon ülke futbolunu yönetemez. Eşcinsel diye Dinçdağ’ın profesyonel maç yönetme hakkını elinden alan bir federasyon bu ülkede güvenilir ve saygın bir hakemlik kurumu yaratamaz.
Gerçek olmayan anlamında
Justin Fashanu adını duydunuz mu? 1980’lerin başında geleceği parlak bir futbolcuydu İngiltere’de. Norwich City’den Nottingham Forest’e transfer edilirken 1 milyon Sterlin barajını aşan ilk siyah futbolcu ünvanını kazanmıştı. Ancak takımın hocası Clough ile anlaşamadı. Gerekçe, Fashanu’nun gay barlara takılıyor olmasıydı. Dedikodular büyüdü, tribünlerde karşı takım taraftarlarının aşağılayıcı tezahüratları başladı. Fashanu alt kümelerdeki takımlarda kısa süreli oynayabiliyordu artık. Sonunda 1990’da eşcinsel olduğunu açıklamak zorunda kaldı. Hâlâ eşcinselliğini açıklamış tek futbolcu dünyada.
Sonra ABD’de genç takımlarda hocalık yaptı ama dedikodular yüzünden bu işlerinden de oldu. 17 yaşında bir genci taciz ettiği gerekçesiyle hakkında dava açılınca İngiltere’ye döndü ve kendini asarak hayatına son verdi. Kısa bir süre sonra mahkeme suçsuzluğuna karar verecek ama Fashanu’nun intihar notunda ‘sonunda huzuru bulacağım’ yazacaktı… Fashanu huzuru buldu mu bilemem ama onu öldüren anlayış futbol sisteminin damarlarında geziyor hâlâ.
O lafı kullanmayı sevmem. Hakemlere bağırılan o dört harflik kelime cinsel anlamından biraz daha geniş kullanılır halk kültüründe ne yazık ki. İki yüzlülük, sahtekârlık anlamına da gelir… Bugün sıradan bir hakemin maç yönetme özgürlüğü ve hakkı, kendini ‘cinsel olarak düzgün’ sayanların ikiyüzlülüğüyle hesaplaşmaktan geçiyor bu ülkede.
Radikal, 1.7.2009 | İbrahim Altınsay







-
Almanya
Amerika
Arnavutluk
Avusturalya
Avusturya
Bahamalar
Belarus
Belçika
Bolivya
Bosna-Hersek
Brezilya
Bulgaristan
Burma
Cebelitarık
Çek Cumhuriyeti
Çin
Danimarka
Endonezya
Fas
Fiji
Filipinler
Finlandiya
Fransa
Ghana
Güney Afrika
Güney Kore
Gürcistan
Haiti
Hawaii
Hindistan
Hırvatistan
Hollanda
Honduras
İngiltere
Irak
İran
İrlanda
İskoçya
İspanya
İsrail
İsveç
İsviçre
İtalya
İzlanda
Jamaika
Japonya
Kamerun
Kanada
Kenya
KKTC
Küba
Litvanya
Lübnan
Lüksemburg
Macaristan
Malawi
Maldivler
Malezya
Malta
Manila
Meksika
Mısır
Namibya
Nepal
Nijerya
Nikaragua
Norveç
Özbekistan
Pakistan
Peru
Polonya
Portekiz
Porto Riko
Rusya
Rwanda
Samoa
Senegal
Sırbistan
Slovakya
Somali
Sudan
Suriye
Suudi Arabistan
Tayland
Trinidad&Tobago
Uganda
Ukrayna
Uruguay
Venezuela
Vietnam
Yemen
Yeni Zelanda
Yunanistan
Zimbabwe
© Pembedergi.com, 2010. Bazı hakları saklıdır.
Pembedergi.com yazıları ticari olmayan kullanımlar için açık kaynaktır. Yazıları; değiştirmeden, kaynak göstererek ve kaynak sayfaya bağlantı ve tarih vererek kullanabilirsiniz.
Alıntılanarak yayınlanan tüm yazı ve haberlerin hakları yazarlarına ya da yayınlandıkları mecralara aittir. Alıntılar kaynak göstererek, kaynağına bağlantı ve tarih vererek yapılmaktadır.
Bütün kullanıcı yorumlarının hakları kullanıcılarına aittir. Kullanıcıların görüşleri mecranın görüşleri ve düşüncelerini yansıtmayabilir.
Temmuz 2009 nasıl geçti? « PembeDergi.com Says:
[...] Bize geçmiş ile ilgili ders veren köşe yazısı: İbrahim Altınsay’ın Justin Fashanu’yu anlattığı köşe yazısı [...]
Posted on Ağustos 6th, 2009 at 10:59 AM