‘Çürüme’ye karşı tek kişilik bir ordu: Prof. Dr. Hayrettin Karaman
Ülkemizin yoğun haber gündemi ve hiç düşmeyen siyasal tansiyonu içinde okurlarımız tarafından yeterince fark edilmeyip, lâyık olduğu Müslümanca takdiri alamadan arşivlerin tozlu raflarına kaldırılır diye endişelendiğimden dolayı, bu haftaki köşemi yan sütunlarda bir kaç haftadır sürüp giden onurlu bir mücadeleye ayırmayı gerekli gördüm.

Yeni Şafak gazetesi homofobik fikirleri ile dikkat çeken Hayrettin Karaman için bir "methiye" yayınladı.
Türkiye’nin yetiştirdiği gelmiş geçmiş en yetkin din akademisyenleri arasında yer alan, gazetemizin saygın yazarı Prof. Dr. Hayrettin Kahraman, bir süreden beri köşesinde “eşcinsel terörü”ne karşı tek başına, yiğitçe ve son derece kararlı bir mücadele veriyor. Dünyanın her köşesinde olduğu gibi ülkemizde de sapkın hayat tarzlarını ve uç taleplerini önce topluma, ardından da devlet otoritesine kabul ettirebilmek için ellerine geçirdikleri her cephede kıran kırana bir savaş sürdürmekte olan eşcinsel câmiası onun bu dik duruşu karşısında resmen çılgına dönmüş durumda…
Ancak, korkunun ecele hiç bir faydası yok; çünkü muhatap oldukları kişi, son 10-15 yıldır -şu meşhur “Nihayet kafamıza göre bir imam bulduk” fıkrasında olduğu gibi- ardı ardına mantar gibi türeyen, her deliği rahatça tıkayabilir türden “ultra-light ilâhiyatçılar”dan biri değil; neye inandığını, neyi savunduğunu ve toplum önünde ne konuştuğunu çok iyi bilen, kuru gürültüye asla pabuç bırakmayacak “sahici” bir din bilgesi…
Prof. Dr. Karaman’ın “eşcinselliğin İslâm’a göre kesin olarak günah ve insan fıtratına aykırı bir cinsel sapma olduğunu” altını çize çize vurgulayan yazılarının başlangıcı da aynı düzeyde saygı duyulası bir gerekçeye dayanıyor. Hocamız, mütedeyyin câmianın bir başka değerli yazar ve düşünürü Ali Bulaç’ın geçen mayıs ayında katıldığı bir televizyon programında İslâm’ın eşcinselliğe yaklaşımını -her zamanki edepli üslûbu içinde- aktarmaya çalışırken, başta bu çevrelerin “diva”sı Bülent Ersoy olmak üzere bir grup eşcinsellik savunucusu tarafından linç edilmeye çalışılmasından son derece rencide olmuş ve 17 Mayıs Pazar tarihini taşıyan “Dindara düşman, eşcinsele dost” başlıklı ilk yazısını “bir “Müslüman kardeşe sahip çıkma” kaygısı içinde kaleme almıştı.
Bulaç’ın artık büyük ölçüde eşcinsellerin egemenliğine girmiş Türk medyası tarafından eski Türk filmlerindeki “toplu dayak” sahnelerindeki gibi ortaya alınıp sırayla yumruklanmasını acı içinde izlerken, gerek Karaman’ın, gerekse bu konudaki sağduyusuna çok güvendiğim bir başka akademisyen olan Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın konuya ilişkin tavizsiz yazıları yüreğime büyük ölçüde su serpti. Sonrasına baktığımda, bu iki kişinin dışında, “İslâmcı (derrrmişim!) medya”da Bulaç’a yönelik vahşi taarruza dur deme cesaretini gösterebilen başkaca bir yazı da göremedim zaten. Egemen sistemle artık daha fazla takışmamayı kendilerine şiar edinmiş kimi tırsık İslâmcı yazarlarımız ve habercilerimiz, tıpkı üç yıl önce sinema salonlarımızda “Brokeback Dağı” rezaleti yaşanırken şahsıma karşı sergiledikleri mesafeli duruşta olduğu gibi, “Aman aman, neme lazım, bu manyak kendi kendine boğuşmayı sürdürsün, ne diye durduk yerde eşcinselleri kendime düşman edecekmişim, yarın öbür gün onların gazetelerinde televizyonlarında çalışmam gerekebilir” hesapçılığı eşliğinde kafalarını kuma gömmeyi tercih etmişlerdi. Yüce Allah, dinsel kaynaklar tarafından “büyük günah” olduğu açıkça deklare edilmiş iğrenç bir davranışın topluma yaygınlaştırılması çabalarında sessiz kalmayı yeğleyen arsızların, dünyevî ihtiraslarına tutsak olmuş bütün o “maket İslâmcılar”ın cezasını günü geldiğinde verecektir hiç kuşkusuz…
Prof. Dr. Karaman’ın ilk yazısından sonra, tahmin ediyorum ki hocanın e-posta kutusu azgın eşcinsel aktivistlerden gelen öfke dolu mesajlarla dolup taşmıştır. Böyle saldırılar karşısında epeyce tecrübeli biri olarak, o mesajlarda yer alan en beylik ifadenin “Sen zavallı bir homofobiksin, git en kısa zamanda kendini tedavi ettir” olduğunu da peşinen söyleyebilirim. Ancak, dedim ya, Üstad öyle bir-iki bağırtı çağırtıyla hak bildiği yoldan sapacak biri değil; hızını alamayarak 21 Mayıs Perşembe günü “Eşcinsellik problemi” başlıklı ikinci bir yazı daha yazdı. Hemen ertesi gün “Muhsin Hendrix’in iddiaları” başlığıyla üçüncü bir yazı daha…
Sonra, 24 Mayıs Pazar tarihinde “Bilim ne diyor?” başlığıyla bir yazı, 28 Mayıs Perşembe “Kur’an eşcinselliği kınıyor ve yasaklıyor” başlığıyla bir yazı, 29 Mayıs Cuma “Hadisler de eşcinselliğe izin vermiyor” başlığıyla bir yazı daha geldi…
Ve nihayet 31 Mayıs Pazar günü de “Eşcinsellerle aynı toplulukta yaşamak” başlığını taşıyan, konuyu toparlayıcı “tokat gibi” bir yazıyla bu konudaki kararlı mücadelesine -şimdilik- son noktayı koydu sevgili hocamız…
Yanında yöresinde eşcinseller bulunup söz konusu kişiler tarafından “Hani nerede İslâm’ın eşcinselliği anormal bir davranış olarak kabul ettiğine ilişkin sûreler, âyetler, peygamberî hükümler, bütün bunları sizler kıçınızdan uyduruyorsunuz” gibi sözlerle taciz edilen bütün duyarlı Müslümanlar, Prof. Dr. Karaman’ın yukarıda başlıklarını saydığım, metinleri internet arşivimizde de duran o köşe yazılarını tek tek, sindire sindire okumalı… Okumakla da kalmayıp kâğıt çıktılarını almalı ve çantalarında taşımalılar…
Öylesine kirlenmiş bir dünyada yaşıyoruz ki artık doğrular yanlış, yanlışlar da doğru olma yolunda büyük bir hızla ilerliyor. Ve böyle bir dünyada fikrinin namuslusu insanlar bulmak da her zamankinden çok daha zor hâle geldi. Gerek sosyalistler, gerekse İslâmcılar arasında… Herhangi bir omurgası bulunmayan liboşları ise zaten adam yerine koymaya bile gerek yok.
Hayatım boyunca yalnızca bir kez karşı karşıya geldiğim, fakat İslâmî tekâmül serüvenimde fikirlerinden, tespitlerinden sıklıkla istifade ettiğim saygıdeğer hocamı, vaktiyle hiç kimsenin bana yapmadığı bir şeyi yaparak, o güzel yazılarından dolayı sevgiyle kucaklıyor ve ellerinden derin bir muhabbetle öpüyorum. Eşcinselliğin pervasız bir övgüsü görünümündeki “Milk” filmiyle ilgili olarak yazdığım geçen ayki bir eleştiri yazısından sonra eşcinsellerden ortalama 250, dindarlardan ise 2 adet mesaj almış biri olarak böyle bir teşekkürü kamuoyu önünde dile getirmek boynumun borcudur.
Öte yandan, aynı dostça teşekkürü, linç edilmek pahasına din-i İslâm’ın doğrularını ekranda çekincesizce ifade eden Ali Bulaç ağabeyime de iletiyorum.
Yüce Allah, kendilerinden bu dünyada da ahirette de razı olsun.
Bazı büyük mücadeleler İslâm’ın son neferi de toprağa düşene kadar asla nihayete ermeyecektir; bunları sürdürebilmek için 3-5 tane kararlı adam ve kararlı kadın fazlasıyla yeterli gelir.
Ha, bu kadar deşifre olduktan sonra, işsiz kalırsak ne mi yaparız?
Belki artık modası geçmiş bir söz, fakat ben hâlâ hikmetine inanmayı sürdürüyorum:
“Rızk, Allah’tandır.”







-
Almanya
Amerika
Arnavutluk
Avusturalya
Avusturya
Bahamalar
Belarus
Belçika
Bolivya
Bosna-Hersek
Brezilya
Bulgaristan
Burma
Cebelitarık
Çek Cumhuriyeti
Çin
Danimarka
Endonezya
Fas
Fiji
Filipinler
Finlandiya
Fransa
Ghana
Güney Afrika
Güney Kore
Gürcistan
Haiti
Hawaii
Hindistan
Hırvatistan
Hollanda
Honduras
İngiltere
Irak
İran
İrlanda
İskoçya
İspanya
İsrail
İsveç
İsviçre
İtalya
İzlanda
Jamaika
Japonya
Kamerun
Kanada
Kenya
KKTC
Küba
Litvanya
Lübnan
Lüksemburg
Macaristan
Malawi
Maldivler
Malezya
Malta
Manila
Meksika
Mısır
Namibya
Nepal
Nijerya
Nikaragua
Norveç
Özbekistan
Pakistan
Peru
Polonya
Portekiz
Porto Riko
Rusya
Rwanda
Samoa
Senegal
Sırbistan
Slovakya
Somali
Sudan
Suriye
Suudi Arabistan
Tayland
Trinidad&Tobago
Uganda
Ukrayna
Uruguay
Venezuela
Vietnam
Yemen
Yeni Zelanda
Yunanistan
Zimbabwe
© Pembedergi.com, 2010. Bazı hakları saklıdır.
Pembedergi.com yazıları ticari olmayan kullanımlar için açık kaynaktır. Yazıları; değiştirmeden, kaynak göstererek ve kaynak sayfaya bağlantı ve tarih vererek kullanabilirsiniz.
Alıntılanarak yayınlanan tüm yazı ve haberlerin hakları yazarlarına ya da yayınlandıkları mecralara aittir. Alıntılar kaynak göstererek, kaynağına bağlantı ve tarih vererek yapılmaktadır.
Bütün kullanıcı yorumlarının hakları kullanıcılarına aittir. Kullanıcıların görüşleri mecranın görüşleri ve düşüncelerini yansıtmayabilir.
biri Says:
O değil de ben yazının sahibi ve yazıda bahsedilen organizma arasında bir elektrik sezinledim
Zaten Hayrettin’in de çok ‘daddy’ bir duruşu var. Güzel paravan bulmuşlar
Posted on Temmuz 21st, 2009 at 1:55 PM