Neden eşcinsel karakterler hep ölmek zorunda?
Peki kabul ediyorum başlık biraz yanıltıcı olabilir: televizyondaki eşcinsel karakterlerin tümü her zaman ölmüyor. Bazı eşcinsel ve biseksüel karakterler uzun ve mutlu bir TV hayatı sürdüler. Ama yine de yüzleşmemiz gereken bir gerçek var: bazen öyle görünüyor ki eşcinsel karakterler gereğinden fazla ölüyor.
Spartacus: Blood and Sand’in son bölümünde ölen iki eşcinsel karakter en son örnek olabilir ama aslında daha fazla örnek var:
* Dale Tomasson, Big Love: intihar etti (2010)
* Felix Gaeta, Battlestar Galactica: idam edildi (2009)
* Mike Spencer, True Blood: öldürüldü (2009)
* Alex, In Treatment: intihar etti (2008)
* Ianto Jones, Torchwood: uzaylılarca öldürüldü (2009)
* 11-12, The Prisoner: intihar etti (2009)
* 909, The Prisoner: öldürüldü (2009)
* Joseph, Kings: öldürüldü (2009)
* Omar Little, The Wire: öldürüldü (2008)
* Ray Fiske, Damages: intihar etti (2007)
* Steve, Reaper: savaşta öldü (2008)
* Vito, The Sopranos: öldürüldü (2006)
* Salim, Sleeper Cell (2006)
* Cassady Casablancas, Veronica Mars: intihar etti (2006)
* Tara, Buffy the Vampire Slayer: öldürüldü (2004)
Bunlar sadece ana karakterler. Eşcinsel ve biseksüel karakterler CSI, The Mentalist, Ghost Whisperer, Supernatural ve Law & Order dizilerinde yan karakterler olarak göründüler ve pek uzun yaşayamadılar. En son Spartacus ve Big Love dizilerindeki eşcinsellerin ölmesinden birkaç gün önce Law & Order: SVU ve NCIS: Los Angeles’daki karakterler de öldü.
Neler oluyor? Hollywood eşcinselleri neden sürekli öldürüyor?
Bir konunun altını çizelim: eşcinsel ya da biseksüel karakterlerin ölmesi açık bir homofobi göstergesi değil. TV’de karakterler sık sık ölür. Bu nedenle zaten “drama” diyoruz. Karakterlerin hikayeleri gelişir, kendileri değişir ve bazen de ölürler. “Karakter gelişimi” genelde bu ölümlerin ana nedenidir. Örneğin Joss Whedon Buffy the Vampire Slayer’da Tara’nın ölümünü Willow karakterini farklılaştırmak için yazdığını söylemişti. Torchwood yazarı Russell T. Davies, Ianto karakterinin ölümünü, Spartacus: Blood and Sand yazarı Steven DeKnight’da Barca ve Pietros karakterlerinin ölümünü benzer nedenlerle savundu.
Belki eşcinsel karakterlerin ölümü heteroseksüellerden sempati toplamak için yapılıyor. Cold Case ve Grey’s Anatomy dizilerinde eşcinsel yan karakterler dokunaklı senaryolarla öldüler ve bu ölümler eşcinsel ve biseksüellerin genelde yaşadığı homofobiyi eleştirir şekilde ele alındı. Yine de Hollywood’un anlaması gereken şey bir eşcinsel karakterin (genellikle dokunaklı ya da vahşi) ölümü artık bir klişe haline geldi.
1989 yılında sinema araştırmacısı Vito Russo, The Celluloid Closet isimli kitabını yayınladı ve sinemada eşcinsel ve biseksüel karakter sterotiplerini inceledi. Russo’ya göre eşcinsel karakterlerin genelde ani ölümleri onları sosyal normların dışına çıkmaktan dolayı cezalandırma içgüdüsü ile yapılıyor. Russo “popüler” filmler içinde eşcinsellerin bu şekilde öldüğü 39 vakayı inceledi.
Russo’nun kapanış cümlesi hala hatırlanır:”Şurası açıktır ki… aslında ihtiyacımız olan homoseksüellik hakkında daha fazla film değil… eşcinseller her zaman filmlerde görünür karakterler oldular. Sorun bu karakterlerin nasıl yansıtıldığındadır.”
Russo’nun kitabının yayınlandığı tarihten bu yana çok şey değişti. Ama işin özü hala aynı değil mi? Yoksa ölü eşcinsel klişesi daha sofistike bir şekilde beyaz perdeden TV ekranına mı taşındı?
Doyurucu bir başka açıklama da eşcinsel karakterlerin çoğunlukla yan karakter olması. Eğer bir ana karakter olsalar ölmeleri çok daha zor olabilir. Bir zamanlar TV karakterleri arasında pek çok Afrika kökenli polis, doktor ve yargıç görürdük. Şimdilerde bu Hint kökenli örneklerle yer değiştirdi. Bu azınlıklara kendilerinden polis, yargıç ve doktor olduğunu hatırlatıyor. Ama nedense ana karakterlerin hemen hemen hepsi hala beyaz. TV prodüktörlerinin azınlık hakları derneklerinin baskıları ile yaptığı tek şey yan karakterleri değiştirmek.
Kısaca, TV statükosu hala komplike ve sürekli hikayeleri olan ana karakterlerin beyaz, yan karakterlerin ise azınlık olması yönünde. Ne yazık ki bu hala kuvvetin beyazlarda olduğu, beyaz olmayanların ise (otorite rollerinde olsalar bile) etkisizliği fikrini pekiştiriyor.
Aynı şeyler TV’deki eşcinsel karakterler için de geçerli: eşcinseller hep yan rolde, asla başrolde değil. Hatta doğrusunu isterseniz Amerika televizyonunda başrolde olan eşcinsel karakter sayısı tam olarak … sıfır. (Modern Family’deki Cameron ve Mitchell, ve Brothers & Sisters’taki Kevin her ne kadar isimleri ana karakterler arasında geçse de aslında yan karakterler.)
Tüm bilinen eşcinsel karakterler – Glee’deki Kurt, Ugly Betty’deki Marc, Greek’teki Calvin – hep ikincil rollerde.
Ana karakterler hiç ölmüyorlar (aktör maaşına zam istemediği sürece!). Yan karakterler ise sürekli ölüyor. Zaten amaçları ana karakteri geliştirmek ve onun duygusal yolculuğuna yardımcı olmak. Dolayısı ile Spartacus: Blood and Sand gibi köleliği eleştiren bir dizide bile Barca ve Pietros karakterlerinin ölmesi mantıklı geliyor. Çünkü Spartacus’ü Spartacus olmaya iten nedenlerden biri de onlar. CSI ve SVU gibi suç ve polisiye dizilerde eşcinsellerin kurban olması normal geliyor. Bu diziler en azından biraz daha gerçekçi. Ancak eşcinselleri “karakter gelişimi” için öldüren tüm yazarlara bir mesajım var: bütün resmi göremiyorsunuz.
Hikaye gerektirdiği için eşcinsel karakterin ölümünü yazdığınızı sanabilirsiniz. Ama aslında siz eşcinsel karakterleri öldüren ve onları asla ana rollere almayan bir kültürel geleneği devam ettiriyorsunuz.
Bazen de karşımıza şöyle bir argüman geliyor; “Eğer eşcinseller, eşcinsel karakterlere TV’de eşit davranılmasını istiyorlarsa, bazen başlarına kötü şeyler gelebileceğini kabul etmek durumunda.”
Ama zaten konu da bu! Eşcinsel bir ana karakter olmadığına göre eşcinsellere zaten eşit davranıldığı nasıl söylenebilir. Eşcinsel ölümleri ile biz hep travma ve trajedi yaşıyoruz ama ana bir eşcinsel karakterin mutluluklarını asla yaşamıyor. Tıpkı ırksal azınlıklarda olduğu gibi bu eşcinselleri heteroseksüellerden daha çok zayıf ve “kurban” rolünde gösteriyor. Eşcinsel karakter asla dünyayı değiştiren Spartacus’ün kendisi olamıyor.
Eskiden korku filmlerinde zenci yan karakterin ilk olarak öldüğü klişesi vardı – işte bu klişe şimdi eşcinseller için işliyor. Tabiki TV’de eşcinsel karakterlere sahip tüm diziler takibimizi hakediyor (aşırı abartılı eşcinsel karakterler dışında), ancak eşcinseller olarak artık Oliver Twist karakterleri gibi ele alınmamamızı istemek hakkımız değil mi? Afrika kökenli Amerikalılar zaten bu yüzden TV’deki bütün zenci polis, doktor ve yargıç karakterlere bakarak diyorlar ki “Teşekkürler ama bunun yeterli olmadığının farkıdasınız değil mi? Çünkü bu gerçek eşitlik ve çeşitlilik değil!”
TV’de gerçek ana eşcinsel karakter görmeyen biz eşcinsellerin ise bu yan karakterlere bile duygusal olarak bağlanmamız doğal. Ve bu karakterler öldüğünde – genellikle de trajik ve vahşi olarak – bunu kişisel olarak algılıyoruz. Yazarlardan ve prodüktörlerden bu bağlamda biraz anlayış beklemek bu kadar çılgınca mı?
Azınlıklar için değişim hızlı ilerleyen genel kültüre rağmen her zaman yavaş oluyor.
TV’de eşcinsel karakterler görmek istiyoruz, ama mümkünse hayatta kalmalarını da istiyoruz.
After Elton için Brent Hartigan tarafından yazılan bu yazı 9 Mart 2010′da yayınlandı.
Çeviri: PembeDergi.com










-
Almanya
Amerika
Arnavutluk
Avusturalya
Avusturya
Bahamalar
Belarus
Belçika
Bolivya
Bosna-Hersek
Brezilya
Bulgaristan
Burma
Cebelitarık
Çek Cumhuriyeti
Çin
Danimarka
Endonezya
Fas
Fiji
Filipinler
Finlandiya
Fransa
Ghana
Güney Afrika
Güney Kore
Gürcistan
Haiti
Hawaii
Hindistan
Hırvatistan
Hollanda
Honduras
İngiltere
Irak
İran
İrlanda
İskoçya
İspanya
İsrail
İsveç
İsviçre
İtalya
İzlanda
Jamaika
Japonya
Kamerun
Kanada
Kenya
KKTC
Küba
Litvanya
Lübnan
Lüksemburg
Macaristan
Malawi
Maldivler
Malezya
Malta
Manila
Meksika
Mısır
Namibya
Nepal
Nijerya
Nikaragua
Norveç
Özbekistan
Pakistan
Peru
Polonya
Portekiz
Porto Riko
Rusya
Rwanda
Samoa
Senegal
Sırbistan
Slovakya
Somali
Sudan
Suriye
Suudi Arabistan
Tayland
Trinidad&Tobago
Uganda
Ukrayna
Uruguay
Venezuela
Vietnam
Yemen
Yeni Zelanda
Yunanistan
Zimbabwe
© Pembedergi.com, 2010. Bazı hakları saklıdır.
Pembedergi.com yazıları ticari olmayan kullanımlar için açık kaynaktır. Yazıları; değiştirmeden, kaynak göstererek ve kaynak sayfaya bağlantı ve tarih vererek kullanabilirsiniz.
Alıntılanarak yayınlanan tüm yazı ve haberlerin hakları yazarlarına ya da yayınlandıkları mecralara aittir. Alıntılar kaynak göstererek, kaynağına bağlantı ve tarih vererek yapılmaktadır.
Bütün kullanıcı yorumlarının hakları kullanıcılarına aittir. Kullanıcıların görüşleri mecranın görüşleri ve düşüncelerini yansıtmayabilir.
PembeDergi.com » Blog Archive » PembeDergi.com 1 Yaşında! Says:
[...] arasında faşizm: azınlığın içindeki azınlık – Uganda’da lezbiyen bir çift – Neden eşcinsel karakterler hep ölmek zorunda? – Eşcinsel hakları için 4 yeni cephe… – Amerika Savunma Bakanlığı 2009 İnsan Hakları [...]
Posted on Mayıs 22nd, 2010 at 12:21 PM