Kampala, Uganda’da HIV/AIDS hastalarına özel muayenehanesi olan Dr. Paul Semugoma bu yazıyı Huffington Post için yazmıştır.
Ofisime ilk geldiğinde akşam saatleriydi. Orta boylu, ince, kararmış ve son zamanlarda oldukça kilo kaybetmişti. Gözlerinde endişe vardı ve bana gelmekten mutlu olmadığı belliydi.
Önce biraz tereddüt etti ancak sonra açıldı. HIV testi yaptırmıştı. Sonuç pozitifti. Yüzündeki korku okunabiliyordu. HIV o zamanlar ölümle eşdeğer bir teşhisti. İlaçlar yeni yeni bulunuyordu ve bizim kliniğimiz bu ilaçları yazan yegane kliniklerdendi. Kendi başına bu ilaçlara parası asla yetmezdi.
Ancak ben onun doktoruydum. Uzun süre konuşarak korkusunu azalttık. Önlem, diyet, egzersiz konuştuk. Doktorlardan ve ilaçlardan konuştuk. Sonra bombayı patlattı.
O bir eşcinseldi. Partnerlerini nasıl koruyacaktı?
Eşcinsel olması beni telaşlandırmadı. Ancak, sorusunun yanıtını bilmiyordum. Eşcinseller için güvenli seks ne demektir?
Afrika’da çoğumuz biliriz ki eşcinsellik potilik bir tabudur. Bu tabu benim mesleğime de bulaşmıştı. Tüm eğitimimi Afrika’da gördüm. AIDS’den ölen yüzlerce kadın ve adamın yattığı hastanelerde büyüdüm. HIV’in en çok seks yolu ile bulaştığını biliyordum. Benim için, bir heteroseksüel hastalığıydı. Erkeklerle seks yapan erkekler için bu hastalığın ne anlama geldiğini ve nasıl önlenebileceği bize öğretilmemişti.
Benim bilmediğim bu şey ise zamanla müthiş bir bilgi okyanusuna dönüştü. Takip eden birkaç gün içinde kendi kendime bu alandaki HIV ile ilgili pek çok şey öğrendim. Farkettim ki çoğu doktorlar anal seks ile ilgili soru sormaktan bile çekiniyordu. Hastalarımızın hep heteroseksüel olacağını düşünüyorduk.
Birkaç hafta içinde kafamda bir plan oluştu. Yola çıkmıştım ama önümde aşılması gereken duvarlar vardı. Uganda gibi bir ülkede bir doktor hem eşcinsel hem HIV pozitif kişilere nasıl ulaşırdı?
Uganda bir homofobi krizinden geçiyor. 1990′larda ülkede bir HIV/AIDS engelleme programı vardı. Geniş çaplı eğitim kampanyaları HIV hastalığı ile yaşayanların sayılarının artışını ciddi derecede durdurmuştu. Ancak bu şimdi sona erdi. Bu on yılda ideoloji ve önyargı bilimi yendi ve Uganda’da bir anti-AIDS kampanya başladı.
Bu büyük ölçüde Amerika’nın suçu. Amerikan başkanının AIDS yardımı programı (PEPFAR) homofobiye teslim oldu ve eşcinsellerin bir kez daha görünmez olmasını sağladı. AIDS programı “evlilik dışı seks”in lanetlenmesini bünyesine alarak normalde evlenemeyen eşcinselleri HIV tedavisinin dışında bıraktı. Amerikan Uluslararası Gelişim ajansı kongrenin de desteği ile “erkeklerle seks yapan erkekler” kavramını tüm yardımlardan çıkardı. Uganda’da bu programlar dini organizasyonların eline geçti – ki bu organizasyonların HIV önleme ve tedavisi konusunda hiçbir fikirleri olmadığı gibi, gay ve lezbiyenler için de nefret yaydılar.
Ugandalı eşcinseller görünürlük için savaş verdiler. 2007′de bir konferans gerçekleştirdiler ancak rahipler ve parlementerler sorumluların cezalandırılmasını istedi. 2008′de eşcinsellerin HIV engelleme programlarından çıkarılmasını protesto eden gösterilerde polis pekçok eşcinseli tutukladı.
Mart 2009′da evangelist Scott Lively önderliğinde üç Amerikalı geldi. Kiliselerde seminerler düzenleyip parlementoda lobi yaptılar. Mesajları basitti: homoseksüeller Uganda için bir tehlikeydi. “Homoseksüellerin planları” gençleri yoldan çıkaracaktı. Eşcinsel örgütlerin Amerika ve Avrupa’dan gelen pek çok paraları vardı.
Evangelistlerin bol para ile yürütülen bu kampanyaları aylar sürecek olan avlara dönüştü. Gazeteler “homo”ların isim listelerini yayınladı. Suçlamalar ve karşı suçlamalar havalarda uçuştu.
Şimdi parlamento bu “tehdit” ile başetmek için bir yasa önergesi sundu. Bu “Anti-homoseksüel Yasa” Kasım’da parlementoya geldi ve basit bir amacı var: Uganda’dan eşcinselliği silmek.
Eğer bu yasa onaylanırsa etkileri çok yıkıcı olacak. Eşcinsel seks yaşayanlara ömür boyu hapis ve ölüm cezası geliyor. “Homoseksüellik lehinde konuşmak” bir suç olacak. Örneğin daha güvenli bir seks için su-bazlı kayganlaştırı dağıtmak bu kapsama giriyor. Vatandaşlar eşcinsel olan arkadaş ve aile üyelerini ihbar etmek zorundalar. Eğer bu yasa önerisi geçerse, 24 saat içinde eşcinsel olduğunu bildiğim hastalarımın listesini polise vermek zorundayım.
Bununla birlikte parlementoya sunulan bir başka kanun da güya HIV’in yayılmasını engelleyecek. Bu kanuna göre, ben bir doktor olarak HIV olduğunu bildiğim hastanın eşine ya da seks yapmış olduğu herkese hastalığını bildirmek zorundayım. Eğer bu kanun geçerse AIDS hastası insanlar güven ilişkisi kurmaları gereken doktorlardan da uzaklaşacaklar.
Uganda’da HIV hastası olan eşcinsel erkeklerle yapmaya çalıştığım çalışma da cehalet ve sessizlikle karşılandı. Kampala’da yaşayanlara AIDS ve önlenmesi hakkında ne bildiklerini sorduğumda çoğundan korkutucu masallar duydum. Uganda’nın güya HIV engellemesi gereken servisleri ve organizasyonları da bu konu hakkında korku içindelerdi. Eşcinseller ve HIV konusunda her konuştuğumda, daha çok bir hedef haline geldim.
Uganda’da bir zamanlar başarılı olan AIDS programlarımız çöküyor. Eşcinsellere bu servisler sunulmuyor. Püritenlik politikası ölümcül bir politikadır.
Amerikan devleti, Amerikalı evangelistler bugünki tabloda büyük bir rol oynuyor. Bush yönetiminin dar görüşlü politikaları bizi bu noktaya getirdi. Evagelistler Amerika kökenli nefreti sınırlarımızdan içeri soktu.
Obama yönetimi isterse bunu tersine döndürebilir – ancak acele etmeli. Uganda hükümetine HIV ile savaşta bilimi ve insan haklarını rehber almak üzere baskı yapmalı. Eğer bu olmazsa, hastam ve onun gibi binlerce kişi bu ölümcül hastalıkla savaşı sessiz ve korku içinde kaybedecek.
Pembedergi.com